Estergon Kalesi'nden evrilen ferah ve gotik olmayan Basilica'ya gittik. Bir ara Tuna nehrini geçip, Slovakya tarafından Basilica'ya uzaktan baktık.
Basilica'nın bahçesinde flüt çalan herifle Kadriye'nin fotoğrafını çektim. otobüse hiç geç kalmadık. Bu da Fatih'e kapak olsun.
Wisegrad yöresindeki Renaissance Restaurant'ta hayvanlar gibi yedik. Ceylan etli çorba, hindi budu, dana biftek, datlı ve çay. Arkada çalan bütün müzikleri Greensleeves zannettim. Belki de hep onu çaldılar.
Szentendre'de 3 tanesi 5 euroya magnet aldık. Şakir'in dükkanının önündeki banka oturduk, çeşmeden su içtik. Ama magnetleri Abadullah'ın dükkanından aldık.
Akşama Tuna Nehri'nde tekne gezisi. Benim kulaklığım çalışmadı. iPod kulaklığımı Hatice'nin dinleme şeysine taktım. Garson kız çok şaşırdı nedense.
Güzel ışıklandırılmış binalara bakarak fındık fıstık yidik. En güzeli parlamento binasıymış. Ben biraz baktım, sonra Hatice'nin kucağındaki torbadan fındık ve leblebileri seçmeye çalıştım. Fıstık almamaya çalıştım, ama hep fıstık geldi. Neden mi fıstık almamaya çalıştım? Çünkü kabuklarını atacak yer yoktu.
Tekne turundan sonra, bizimle her seferinde yeniden tanışması gereken Oya Abla ve kızı Derin'le birlikte Anna Cafe'de oturduk. Beleş wi-fi.
Sonra arslanlı güzel köprüden yürüyerek Buda'ya geçtik. Sonra da taksiye binip hooop otelimize döndük.
No comments:
Post a Comment